Aşırı Düşünme ve Anksiyete Aslında Nasıl Birbirini Besliyor?
Birçok insan aşırı düşünmeyi sadece “fazla kafa yormak” sanıyor.
Ama çoğu zaman mesele düşünmek değildir.
Mesele, zihnin sürekli tetikte olmasıdır.
Çünkü anksiyete yaşayan bir beyin, sürekli tehlike arar.
Bu yüzden bazı insanlar hiçbir şey yokken bile kötü bir şey olacakmış gibi hisseder.
Geç gelen bir mesajı düşünür.
Birinin ses tonunu analiz eder.
Kafasında konuşmaları tekrar tekrar yaşar.
Ve bir süre sonra zihni hiç susmamaya başlar.
Psikolojiye göre aşırı düşünen insanların en büyük problemi, huzurlarının kolayca başka insanların davranışlarına bağlı hale gelmesidir.
Bir bakış…
Kısa bir mesaj…
Farklı gelen bir tavır…
Bunların hepsi zihinde büyümeye başlayabilir.
Çünkü beyin sürekli işaret arıyordur.
Psikolojide buna “reddedilme hassasiyeti” denir.
Yani özellikle değer verdiğin insanlar tarafından dışlanmaktan, yanlış anlaşılmaktan ya da terk edilmekten yoğun şekilde korkmak.
Bu yüzden bazı insanlar gece yatağa yattığında bile zihnini susturamaz.
Düşünceler durmaz.
Senaryolar başlar.
“Ya şöyle olduysa?” düşünceleri gelir.
Ve beden de zamanla buna tepki vermeye başlar.

Boyun ve omuz gerginliği…
Sabaha karşı aniden uyanmak…
Kalp çarpıntısı…
Mide bulantısı…
Sürekli yorgun hissetmek…
Çünkü sinir sistemi uzun süredir “savaş ya da kaç” modunda çalışıyordur.
İnsanların anlamadığı şey şu:
Aşırı düşünen insanlar bunu keyif aldıkları için yapmaz.
Zihinleri sürekli kendilerini korumaya çalıştığı için yapar.
Ve en yorucu kısmı da budur.
Çünkü bir noktadan sonra insan sadece hayatı değil, kendi düşüncelerini bile taşıyamayacak kadar yorulmaya başlar.